19 Ocak 2012 Perşembe

Rüya

Yarım saat önce öfkeyle çarpılmış odanın kapsının altından kaçıyordu sigara dumanları. Salon çok iyi biliyordu o odada aylardır sigara içildiğini ama hiç bu kadar açık vermemişti. Oda sahibi öfkeli kız Rüya’nın, cep telefonu mesaj tonu çaldı sonra telefonun duvara çarpma sesi duyuldu. Erkek arkadaşından istediği cevabı alamamıştı Selim’den olma Dicle’den doğma Rüya. Annesiyle kavga ettikten sonra, hiç programda olmadığı halde erkek arkadaşının onunla sinemaya gelmesini istemişti. Hâlbuki çocuk Pazar günlerini babasıyla geçiriyordu ve haftada bir gününü hafta içi beş gün gibi harcamazdı, bu hep böyle olmuştu. “Baban benden kıymetli mi!” diye içinden bağırıp dışarıdan sadece hayvan iniltisine benzer bir ses çıkararak fırlatmıştı telefonu ve aynı anda “keşke benim annem babam da boşanmış olsalardı” diye düşündü. “Hâkim kesin babama verirdi beni çünkü evdeki şiddetli geçimsizlik annemden kaynaklanıyor olurdu ve babamla oturup karşılıklı sigara içebilirdik. Babam kızmıyor ki sigara içmeme”. Artık kavga sebeplerini çok hızlı unutuyordu; salondaki davanın sigarayla alakası yoktu ki. Babası bazen arkadaşlarla koyu sohbette sigara içerdi. Gençliğinde tiryakiymiş. Annesi asla içmezdi. Annesi içki de içmezdi. Babası severdi içmeyi ama hep tadında bırakırdı. Annesi hep dizilerdeki alkolikleri gözlerine sokardı, içip içip karısını çocuğunu döven adamlara dikkat çekerdi sürekli. “Babam biraz daha fazla içse de annemi biraz tartaklasa keşke” diye düşündü. “Babam anneme nasıl âşık olmuş ki sanki” diye düşündü. Her şeyin kötü tarafını gören, beğenmediği her şeyi acımasızca eleştiren ve soğuk olduğu için asla sosyalleşemeyen annesine bir erkek ilgi gösterir miydi? Gençliğinde de böyle miydi bu? İnsanlar için ‘bu’, ‘şu’ denmezmiş, babası uyarmıştı daha önceden. Hele ki annesi için ‘bu’ dediğini duysa, hiç yakıştıramazdı ona. Babası nasıl nahif, nasıl iyi niyetli, nasıl neşeli bir insan…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder