25 Ocak 2012 Çarşamba

Dicle

Dicle tüm öfkesini spor salonuna dökmüş, antrenman çıkışı Ayşe’yle keyifli bir yemek yiyordu okulda. Mühendis sohbetleriyle hayat felsefelerini birleştiriyor, uçakların manevra kabiliyeti için kararsız konuma gelmeleri gerektiğinden dem vurup mezuniyet sonrası için karar almamayı uygun buluyorlardı o akşam. Dicle’nin yaptığı spor ya da içmediği sigara iki sene sonra yumurtalıklarını kaybetmesini engellemeyecekti. Dicle’nin gelecek için plan yapmaması mezun olunca sıkıcı bir işe girmesini de engellemeyecekti. Bunları bilmeden, geleceği sadece bir merak unsuru ve manevra fırsatı olarak masaya yatırmışken iki arkadaş, merdivenlerden bir çift çıktı; Hakan ve Şule. İki kadının bulunduğu ortama bir çift girmesinin evrensel sonucu gerçekleşti o anda ve çok uzun olmasa da Hakan ve Şule’nin ilişkisi konuşuldu o masada. Ne kadar uzun ve istikrarlı olduğu yorumunu yaptı Ayşe. Dicle hayal etti, mutlu olduklarını, Hakan’ınki gibi kıvırcık saçlı bir kızları olduğunu hayal etti ve sadece hayal olduğu için çocuğun ismini Rüya koydu. Hakan’dan olma, Şule’den doğma Rüya’nın çok mutlu bir çocuk olduğunu, beceriksiz adımlarla okulun bahçesinde koştuğunu gördü.