
Endişeli görünmeye çalışır bir ifade ile;
“Sen tek başına uçmaktan biraz korkuyorsun.”
“Biraz.”
“Bunu yenmemiz lazım. Şimdi gidip uçmaya ne dersin? Motorlu planör ile, senin korkunu yenmek için. Yarın da arka arkaya iyi uçuşlar yaparsan…”
“Ben Perşembe günü gidiyorum.”
“Yarın Perşembe değil. Bu akşamdan ve yarından bahsediyorum.”
“Peki, şimdi mi?”
“Evet, neden olmasın?”
“Beni endişelendiren bir tek şey var, saçma sapan hatalar yapıp mahcup olmak.”
“Endişelenme. 10 dakika sonra hangarın önünde buluşalım mı?”
Neler oluyor? Neden benimle ilgileniyor? Bana acıdı mı, beşinci defadır buradayım ve hala yeterince iyi uçamıyorum diye? Yoksa gerçekten uçabileceğimi, sadece iki günde bunu başarabileceğimi mi düşünüyor?
Naif görünmemeye çalışarak, gayet tedirgin, gidiyorum hangarın önüne. Biri jipi toprakta kaydırarak eğleniyor. Erken geldiğimi zannetmiştim ama Karsten çoktan gelmiş, beni beklerken jip ile hevesini gideriyormuş. Bir taşın üstüne oturup, KUSU’nun geri gelmesini bekliyoruz.
“İnsanoğlunun korkuları vardır. Bunlar hayatını koruması için gereklidir. Fakat tamamen korkulara teslim olamayız, bir yere kadar onlarla savaşabilir, onları yenebiliriz. Çocukluğumun geçtiği yerde, yüzdüğümüz bir nehir vardı. Suyun bol olduğu zamanlar, köprüden atlardık, sadece beş metre yükseklikten. Fakat sular çekilmeye başladıkça bu tehlikeli olmaya başlardı. Gene de merak ederdik, ne olabilirdi ki? Hem atlamak çok eğlenceliydi. O yüzden her seferinde cesaretimizi toplar, atlardık. Beş metre…on metre… yaz sonunda yirmi metreden suya atlıyor olurduk. Arkadaşımın bir fotoğrafını çekmiştim, suya tam kavuşacakken; daha çarpmadığı halde o acıya hazır, yüzünü ekşitmiş. Ama bununla çok da eğleniyor, artık onun için korkacağı bir şey yok. Planörle uçarken de, evet o koltuktan bir an da olsa kopmak insanı korkutabilir. Ama sen artık ne yapman gerektiğini biliyorsun, ne olacağını biliyorsun, alışman lazım. Şimdi seninle alıştırma yapacağız. Yanında ben olacağım, zaten bu planörde bir sorun olursa hemen motoru çalıştırabiliriz. Ama sorun olmayacak, göreceksin ve yarın motorsuz planörde de korkmayacaksın artık. Bu arada, planörcülüğü neden seviyorsun?”
“Dünyaya yukarıdan bakmak… planörü aerodinamik kurallara göre kontrol edebildiğimi hissetmek… ve uçuyor olmak, enerji harcamadan, doğal bir şekilde uçuyor olmak hoşuma gidiyor.”
“Benim düşündüklerime benzer. Bu arada sen, program yapıp, bir grubu yönlendirmekten zevk alan bir insan mısın?”
“Evet.”
“Ben de öyle tahmin etmiştim, biraz yöneticilik var sende. Bu güzel bir şey ama bazen senin gibi insanların şöyle bir sorunu olabilir; işler planladıkları gibi gitmezse bütün neşeleri kaçabilir. Senin öyle olup olmadığını bilmiyorum ama planörcülükle ne alakası var bunun dersen, aslında planör tam olarak senin kontrolünde değil. Bunu kabullenebilirsen, korkuların azalır.
Bir zamanlar buraya yerleşmiş kızıl kanatlı bir kuş vardı. Roger ismini koymuştuk ona. Kendisine zarar vermeyeceğimizi bilir, bazen bizimle uçardı. Bir gün uzun mesafe uçuşu yapıyorum, baktım kızıl bir şey hareket ediyor yanımda, Roger. Pistten çok uzaklaşmıştım ama benimle gelmiş. Bana termik buluyordu, beraber dönmeye başlıyorduk. Ben bazen hızlı gidip onu geçiyordum, irtifa kaybettiğim için yeniden termik bulmam gerekiyor. Ben yükselmeye çalışırken o bana yetişiyor, onun için yönün açının önemi yok tabii, bazen benim kanadıma çok yakın geçiveriyor… Çok güzel bir seyahat yaptık Roger’la ve beraber geri döndük. O an görüyorsun, planörle uçmak gerçekten doğal bir şey, doğaya aykırı bir şey yapmıyoruz, yapamayız.
Babam 12 sene burada çalıştı. Çok emeği geçti. Benim eğitmenim de o idi, ağabeyimin eğitmeni de. Şimdi ben de ondan öğrendiklerimi öğretiyorum. 2 sene önce öldü. Hala, buraya geldiğimde, binanın köşesinden babam çıkacak gibi hissederim.”
O sırada KUSU indi. Gene aralarında Almanca şakalaştılar. Tırmandım Kuzu’ya, motor çok ses yaptığı için telsiz kulaklık ile konuşmalıyız. Kulaklığı takıp da Karsten’ın sesini ne kadar rahat duyduğumu görünce iyice pilot gibi hissetmeye başladım.
Korktuğum gibi bir uçuş olmuyor. Hatta bana basit gelen bir alıştırma. Hiç güven verememiş miyim ben, neden böyle bir alıştırma yapma ihtiyacı duydu ki? Reflekslerim zayıf olduğu için mi?
İniyoruz ve bizi karşılayanlarla beraber planörü temizliyoruz. Bir an, herkesin ilgi odağıyım adeta. “Uçuş nasıldı?”, “Böcekleri katletmişsin.” …
Karsten o akşam alkol almamamı ve sabah sıkı bir kahvaltı etmemi öğütlüyor. Hatta ertesi sabah yanımdan geçerken tabağımı kontrol edip onaylıyor. Alkol uyarısı, solo uçuştan önce yapılır. Ama hayır, boşuna heyecanlanmayın, solo uçuş yapmama imkan yok. Sağlık kontrolünden geçmedim fakat bunu Karsten’a söylersem korkularımdan dolayı bahane ürettiğimi zannedebilir, hevessiz olduğumu zannedebilir, en kötüsü bu yoğun ve bana aniden özgüven veren ilgisini geri çekebilir.