1 Aralık 2011 Perşembe

Efsane-Bölüm3

Kuyyu’nun gözü adamın başına takıldı. Elbette şapka takmıyordu adam ama kirden kararmış gri uzun ceketini tamamlardı bir melon şapka, yasak olmasaydı. Ertesi gün akşam saati, tekrar geldi sokağa Kuyyu. Arabadan evin önünde indi bu sefer, yanında bir yaver. Kapıyı çaldılar, kadın açtı. Bu sefer dünkü elbisenin grisini giymişti, pembe bir hırka vardı üzerinde. ‘Gene elbisesine göre güzel bir hırka giymiş’, diye düşündü Kuyyu. Saraydan geldiklerini, kocası ile görüşmeleri gerektiğini söyleyip girdiler içeriye. İçeride, adamın karşısına, salonun en büyük mobilyası olan kanepeye oturdu Kuyyu ve yaver. Kadın ve çocuk ise, evin başka odası yokmuş da gene de onlara mahremiyet sağlamaya çalışıyormuş gibi, yemek masasının arkasına siniverdiler, bir sandalyenin üstüne. Bir sandalyeye sığıvermişti kadın da çocuk da. Adama, saray tarafından seçildiğini, onlarla gelmesi gerektiğini, bir daha evine dönemeyeceğini anlattı Kuyyu. Yaver, Sultana, dolayısıyla ülkesine hizmet edeceği için adamın gurur duyması gerektiğini hatırlatarak kibarca, kendilerini reddetme lüksü olmadığı çıtlattı adama. Adam başını mekanik bir hareketle karısına ve çocuğuna çevirdi, sonra tekrar Kuyyu’ya çevirdi, “Ailemi bu konuda rahatlatacak bir iki söz söyler misiniz?” dedi. “Onlara ancak doğruyu söylerim, rahatlayıp rahatlamamak onların elinde.” Bu kadar despot olduğuna kendi de şaşmıştı. Şimdi kadın ve çocuk oturuyordu karşılarında, adam köşeye sinmişti. “Yarın sabah özel bir araba gönderip kocanızı saraya alacağız. Bundan sonra doğrudan ülkeye hizmet edecek, ne yazık ki bu eve geri dönemeyecek.” Yaverin aklından geçen şuydu ‘Kim bu eve dönmek ister ki’ Kuyyu ise buranın her şeye rağmen bir yuva olduğunu düşünüyor, fiziksel şartların iticiliğine rağmen söylediği sıcak sözleri hiç de tuhaf bulmuyordu. Halbuki adamın evden sonsuza dek ayrılacağı duyulunca o evde bir yuva havası esmişti evin sakinlerine göre. Bir daha üçü bir arada olamayacaklarını öğrenince aile olmanın kıymeti artmıştı birden bire. Çocuk, babasıyla hiç sohbet edemediğini hatırladı, kadın da öyle. Ama babası ülkeye hizmet edecekti, bu iyi bir şey olmalıydı. Daha onların aklından geçmeden para meselesinde Kuyyu onları rahatlattı, “Devlet sizin geçiminizi sağlayacaktır…” aslında bu konuyu Sultanla konuşmamıştı “… kocanızın bakımından, her türlü ihtiyacından zaten artık saray sorumlu…” Sultana bir de para şartı koşması gerekirdi, tedirgin döküldü son vaat dudaklarından “… hak ettiği maaşı ise doğrudan size göndereceğiz.” Onaylar bir baş sallama görüldü kadının yüzünde ilk hayat emaresi olarak. “Ama siz artık kocanızı öldü bileceksiniz.” Söyleyiverdi işte. “Öldürecek misiniz onu?”